31 Ekim 2018 Çarşamba

Kutsal Geometri Işığında ''Aşk Baharı'' Sergimiz Hazır



 Kutsal Geometri Işığında Meditatif  Bir ‘’Aşk Baharı’’ Sizleri Bekliyor!



BİRartıİKİ Kişisel Yaratıcılık Atölyesi tarafından bu yıl altıncısı düzenlenen Bolluk Bereket Festivali, Can Bolel’in ‘’Aşk Baharı Sergisi’’ni ağırlıyor.

Bolel’in, Yaşam Çiçeği ve varyasyonlarından oluşan eserlerini, Festival süresince Güzelbahçe Academico’da izleyebilirsiniz.

Bolel, sergilenen çok boyutlu sembollerin, yorum yapılmadan, ruhun derinliklerinde aktive olmayı bekleyen kodları harekete geçirilmesi niyetiyle izlenmesini öneriyor.

Sergiyi, bir de sevgili Can'dan dinleyelim:
   
''An itibari ile güneş sistemimiz ve insanlık yeni bir evreye, döneme girmektedir.

Eskinin “ayrım bilinci”nin dönüşmeye ve her şeyin yeniden birbiriyle bağlanmaya başladığı bu dönem “birlik bilinci”nin ilk tohumlarının yeni filizlendiği bir dönem olarak hatırlanacaktır.

İnsan deneyimini beklemekte olan ışık dolu yarınlar Aşk Baharı adlı sergimizde evrensel yapıya sahip olan ve yaratımın temel taşlarını konu alan geometrik formlar üzerine hazırlanmıştır.

Objelerde görülmekte olan formlar enerjinin geometrik akışını temsil etmekte olup tüm yansımalarıyla beraber harmonik ve kolektif bir dans niteliği taşımaktadır.

Temel olarak kullanılan unsurlar, dünyanın birçok antik ve kutsal bölgesinde, kadim uygarlıklar tarafından bizlere bırakılan ve yaşamın temel yapı taşını simgeleyen Yaşam Çiçeği ve varyasyonlarından oluşmaktadır.

Formların en temel özelliği, insan, beden-zihin-ruh üçlemesinin bir yansıması olduğundan, çeşitli meditasyonlarda kullanılmakta ve DNA’nın güncellenmesini tetikleyen unsurlar olduğu düşünülmektedir.

Lütfen eserlerin karşına geçip duru bir görü ile sadece gözlemleyin. Herhangi bir yargıda bulunmadan, yorumlamadan, sadece çok boyutlu sembollerin ruhunuzun derinliklerinde aktive olmayı bekleyen kodları harekete geçirdiğini hissedin.

Özümüzde yatan birlik sevgisinin yaşam aşkı ile filizleneceği, kozasından çıkan bir tırtılın kanatlarını sonsuzluğa doğru açıp engin denizlere doğru çıkacağı yolculuğa hazır mısınız?

Merak etme. Zaten hazır olduğun için buradasın. Sadece gülümse ve kanatlarını aç… Sürpriz dolu bir deneyim seni bekliyor! ''

Can Bolel, Inphinity Design Tasarım Atölyesi ve çalışmaların ana odağında, Doğa Ana’dan aldığı ilhamlarla, yaratımın matematiksel ve harmonik dilini sentezleyen Kutsal Geometri’yi birleştirerek, evrensel öz’ü daha erişilebilir kılmak adına sanatsal ve meditatif amaçlarla kullanılan objeler, oyuncaklar ve araçlar geliştiriyor. 







25 Ekim 2018 Perşembe

Doğal Harekete Geçiş

Oğulcan Aksoy bizlerle paylaşıyor:


Tamamen doğal hareketin içinde olsak nasıl bir yaşam deneyimlerdik ?
Doğal hareketten kastım ne ? Yaprağın dalda kururken, toprağa varacağı anı planlamayıp, süreci yönetmeden kurumayı deneyimlemesi ve bir anda çıkan rüzgarın davetiyle büyüdüğü dalı bırakıp besleyeceği toprağa süzülmesi.

Bir derenin, yatağı sığken yavaş akmaktan daralmadan, sıkılmadan kıyıyı seyrede seyrede ilerleyişi, sonra uzaktan gelen çağıldama seslerinden yaklaştığını anladığı şelaleye delicesine heyecanlanırken bile, hala şimdinin gerçeği neyse onu yaşamaya devam edip yavaş yavaş akışı.

Ve daha sonsuzca doğal hareket örneği.

Peki ben tüm dünyaya hükmeden insanoğlunun bir parçası olmama rağmen yaşam içinde bu kadar doğal ve özgür olamıyorken, kendiliğindenliği her an deneyimleyemiyorken, basit ve sıradan bir su tanesi ya da bir yaprak nasıl bu denli rahat, telaşsız ve endişesiz olabiliyor ?

Ödenecek kirası, büyütülecek çocukları, geçilecek sınavları olmadığı için mi 😀

Kurban rolü oynamak isteyen tarafımız cevabın evet olmasını çok ister ama cevap gerçekten de tam bir hayır. Peki nedir bu doğal hali sağlayan ? Aslında çok basit, 'zihinsiz' olmak.

Zihinsiz olmaktan bahsedince, insanın aklına düşüncesiz olmak, akılsız olmak, mala bağlamak gibi şeyler gelebilir 😊 Hatta, yaşama dair hevessiz, isteksiz olmak diye anlayanlar da olabilir. Ama aslında bahsettiğimiz bunların hiçbiri değil.

Zihinsiz olmak, gündemsiz kalmayı bilmektir; andan ana geçerken tek gerçek gündemin o ana varılmadan bilinemeyeceğinden bilme halidir. Zihin olmayınca gündemlilik gider ve açılan yere salaklık gelmez, tam tersi yüksek bilgelik gelir. Ve o yüksek bilgelik, şimdinin gerçeğinin ne olduğunu kesintisiz şekilde aktarmak asla bıkmaz, yani ilham her an yanındadır.

Zihinsiz olmak, uzun vadeli planlar yapamamak demek de değildir. Çünkü beden, o bilgelikle 'doğal' olarak hareket etmeye başladığında yine planlar yapar, yine gelecek vizyonları oluşturur ve bunları devam ettirirken heyecan, coşku, neşe ve ilham sürdüğü sürece de hareketi bitirmez. Bu nedenle belki de tek bir fikirle 40 yıl boyunca yaşam yaratabilir ya da projeye karar verdikten 5 saniye sonra başlattığı hareketi durdurmayı seçebilir.

Bu nedenle bir yaprak için hareket, rüzgarla başlayıp yerçekimiyle şekillendirilirken, yaprağın sürekli sahip olduğu edilgenliği çok iyi anlamalıyız. Bir yaprağın tamamen gündemsiz, senaryosuz olması onu en saf edilgenliğe taşırken, bu edilgen halin içindeki tüm deneyimler ona dışarıdan gelen tesirlerin sonucunda ve karışımında olur. İnsan için de benzer bir edilgenlik vardır. Doğal harekete geçmek isteyen kişinin hareketlerini belirleyen ise dışsal değil içsel kuvvetlerdir. Ilham, neşe, coşku, sevinç gibi içsel kuvvetlerdir onun doğal hareketini başlatan. Ve harekete başladıktan sonra dış dünyadan gelen etkilere göre içerdeki hareket her an yenilenir ve yeni ifadelere geçilir; belki yavaşlanır, belki hızlanılır, belki de hareket tamamen durdurulur. Ama sonuç ifadesi ne olursa olsun içerisi hala ve her daim cıvıl cıvıl hissediyordur. Ve çok iyi bilinir ki bu sonuç ifadesi bile hala 'sonuç' değildir, olsa olsa ancak bir virgüldür ve bu ifadesiyle yeni bir hareket başlatacaktır.

Böyle bir hale geldiğinde insan, içteki hareket ile dıştan aldığı cevapların bitmek bilmeyen ve tekrar edilemez dansına şahitlik ettiğine uyanmaya başlar. İşte o andan itibaren artık su tanesi ve yaprak sana sırlarını her daim aktarmaktadır. Çünkü aranızdaki kardeşlik yeniden uyanmıştır, çünkü sen de artık onlar gibi kendi doğa'na uyanmışsındır. Ayrılığın bittiği yerde, kendimize has farklılıkların aynılık zemininden konuşulmaya başlandığı doğal ve aşk dolu sohbet kalır sadece 💜

Sohbetimiz her mecrada Aşkla daim olsun..

 

Bahar Nihal Ersözlü bizlerle paylaşıyor:

T'ai Chi Ağacı

 Ustamın ders kayıtlarından alıntılar 1 - (T'ai Chi'de İletişim - Tepe Noktası ile Tanden İlişkisi)

2012 yılında Süha ustamın T’ai Chi Ch’uan çalışmalarında ses kayıtları almaya başlamıştım. Birkaç ders sürdürdüm bu motivasyonu ve sonrasında kayıtları deşifre etmiştim. Şimdi geriye dönüp baktığımda keşke motivasyonum hep yüksek kalsaymış ve kayıtlara devam edebilseymişim diye düşünüyorum. İnsan yanında, dibinde olanın kıymetini, değerini vermekte bazen eksik kalabiliyor. Uzağa düşünce hayatlar, bizi biz yapan değerlere daha fazla sarılma arzusu oluşuyor. Keşkenin bir faydasını görmedim hiçbir zaman. Ders aldığım deneyimlerden yeni yollar bulmaya çalışmak daha yapıcı geliyor. Bu kayıtları parça parça blogumda paylaşacağım. Sadece T’ai Chi Ch’uan felsefesi ve uygulaması ile ilgilenenler için değil; yaşam, iletişim, ilişkilerle ilgili derin düşünenler için de çok besleyici olacaktır diye düşünüyorum.

Bu kısa konuşmasında ustam, T’ai Chi çalışmalarında iletişim konusuna odaklanıyor. T’ai Chi çalışmanın en önemli parçasını iletişim oluşturuyor. Doğru ve sağlıklı iletişim kurmasını bilmeyince ne bedenimizle, ne egzersizlerle ne öğretmenle ne de yaşamla doğru bağları kuramıyoruz çünkü. T’ai Chi çalışmak sağlıklı iletişim kurma becerilerimizi de geliştiriyor ama insan açık olmadıktan ve kendini her konuda dolu hissettikten sonra her şey boş.


"… Gelmeden evvel arkadaşlar, size bir mail attım. Bir de uzun bir yazı düşünüyordum ama atmayayım artık dedim. Ama hakikaten bu uzun yazıyı, düşündüğümüz web sitesinde ‘çektiğimiz zorluklar’ başlıklı bir bölüm oluşturup oraya belki koymakta yarar var. Hani şöyle derler ya: Her türlü zenginliğim var ama mutsuzum. Yani maddi anlamda her şeyim var (dünya malı gibi) ama mutsuzum falan gibisinden. Teşbihte hata olmaz derler. T’ai Chi Ch’uan öğretmek için ilk önce bu sistemin bilgisine sahip olması lazım öğretmenin. Onun temel düsturlarını biliyor ve yaşıyor olması lazım. Şimdi ne öğretsem acaba falan diye zorlama halinin olmaması lazım. Küfesinin zengin, dolu olması lazım. Bu olacak ki öğretmen kendini rahat, özgüven içinde hissedecek. Yani malımız mülkümüz olacak küfemizde. Şart bu. Bu var bizde ama aktarılan tarafında sıkıntı yaşanıyor. Yani çalışmaya girdiğimiz zaman hep onu söylüyorum ya, gerçekten katılımcı olmak. Ama bu şu anlama gelmiyor, benimle T’ai Chi’ye başlamış olanlar adasınlar kendilerini, bana adasınlar, T’ai Chi’ye adasınlar, böyle bir şey yok. Böyle bir talep yok, olamaz. Gayet özgür, herkes istediği kadar kalır burada, çalışır, istediği zaman gider, “benden bu kadar, bu kadar çalışacağım, yeter, kendim pekiştireceğim,” der. Ya da “şimdilik kesiyorum, sonra yine geleceğim.” Bütün mesele ne biliyor musunuz arkadaşlar? İletişim. Tamam, buyur git. Kimseyi zorla tutamayız, bu doğru bir şey değil. Yani bunlar karıştırılmasın. Kendini T’ai Chi’ye ada falan... Öyle insanlar çıkar ki, adayanlar çıkar. Eyvallah. Yüz kişide belki bir kişi çıkar. O da tabii diğerlerinden farklılaşır. O adanmışlık, o çabayla farklılaşır. Bu iletişimi kurmayanlarla mecburen Tai Chi yapamıyoruz..."


Bir diğer kısa alıntıyı da karşılıklı merkezlerimizi hissederek yaptığımız bir yürüyüş egzersiziyle ilgili (bir ip üzerinden örnek göstererek) Süha ustamın yaptığı bir açıklamadan aldım. Partnerli çalışmalarda karşılıklı kurulan tepe noktası ve tanden ilişkisi üzerine oldukça akıcı ve ilham verici bir açıklama olduğunu düşünüyorum.

not: Parantez içindeki cümleler benim açıklamalarım.



"… Burası tepe noktamız, şurası da kuyruk sokumumu. Hani tanden ve enerji çalışmalarında yapıyoruz ya, enerjiyi tepeden aşağıya düşürün diyoruz. Bu çok temel bir unsur: Chi’yi tandene düşürmek. Çok temel bir kavram. Şimdi burada da yürürken bizim bu çalışmayı yapmamız lazım. Çok basit bir çalışma gibi görünüyor bu, ama çok temel bir bir şeyi bize çalıştırıyor. Öyle çalışırsak bu gerçekten geliştirir bizi. Dışarıdan bakıldığında basit bir yürüyüş gibi görünse bile. Artı hep söylediğim bir nokta, baştan sona geçerli olan bir şey, benzetmeler üzerinden anlatmaya çalışıyoruz (bir ip üzerinden örnek gösteriyor). Evet, yürürken tepenizde çok nazik bir tutuş düşünün. Sert bir tutuş değil. Hani bir ipek ipliği koparmamak üzere tutarsın, onun gibi bir şey. Tepeden onu öyle nazik tuttuğun için de o katı değil. Çok canlı. Aslında burada bir enerjiden bahsediyoruz. Çok nazik. Enerjiyi aşağıya indirmekten bahsediyoruz, ama enerji burada (tepede) sıfırlanmıyor. Aşağıya iniş var ama tepede gene enerji var. Tutma hali dediğim şey bu aslında. Bu enerji minimize edilmiş, nazik ve canlı. Zarif ve canlı. Yani aşağıya indirdiğiniz enerjinin varlığı sizin bedeninizi bütün hissetmenizde çok önemli bir çalışma. Parçalı hissetmeyiş hali. Merkeze in ama tepeyi de asla unutma. Yani o zaman güçlü iniş burada nazik enerjiyle akıyor. Şimdi giderken iki tanesiniz. İki kişi. İki kişi de tandenden karşı karşıya. Hareket başladığı zaman bağ kurmuş olacaksınız, dolaylı olarak. Hem kendi eksenini takip ediş hem de karşı tandeni takip ediş o bağlantı sayesinde oluyor. Dışarıdan görünen bir şey yok ama bu uzaydan kurulmuş bir bağlantı belki de. Dokunmayla bunu hissediyorsunuz. Çünkü burada bir kayma olduğu zaman hareket esnasında bunu da hissedersiniz. O nazik enerjinin içinde çok rahatsın. Ya da çok rahat indiğin için burası (tepe) çok canlı. Çocuklar gibi hissetme hali."

22 Ekim 2018 Pazartesi

ARIN KORUN GEL...





Duygu Hanım Bizlerle Paylaşıyor:


Birine ‘ARIN – KORUN – GEL’ diyorsan..

Ona arınmayı anlatmalısın. Suyu – temiz havayı – hafiflemeyi sunmalısın. Düşünce ve zihinden sağaltmalısın ki “özünü” görebilsin... Kendini bulabilsin.

Korun demenin; yükselen enerjisini korumak olduğu kadar özünü kabullenirken yaşayacağı zorluklardan da, kendi kendine verebileceği zararlardan da korunmak olduğunu bilebilsin. En önemli safha belki bu iken buradan dönmenin çok sık olduğunu idrak edebilsin.

“Arınıp korunuyorum ama sana gelmek için değil.” diyorsa biri; artık çabalamamalı.
Yarasa gözüyle güneşi göremiyosa onu mağaradan çıkarmak için sen o karanlıklara girmemelisin..

Eğer ki; bu lafı emanet ettiğin kişi “Yapamadım yardım et.” diyorsa GİT..

Çünkü gittiğin bir parçandır senin ve eşlikçindir.

Her ne kadar – Arın-Korun-Gel – diyen bir kaç adım önde olsa da bu cümleyi zikrederken kimin kime eşlik edip yolun neresinde “ötekini” geçeceğini, geçip geçmeyeceğini bilemeyiz. Hatta şunu da bilmeyiz:
- Arın diyenin arınmış olup olmadığını.
Şunu ise biliriz:
- Arın diye nbunun farkına varmış – deneyimine yollanmıştır ki bir de korun demiştir.

Bazen en değer verdiğini en değerlisine kavuşsun diye bırakırsın. Arınmak – öze inmek – kim olduğunu bulmak”iyi ya da kötü” tek kişilik bir yolculuktur. Özünü reddetmen onu maalesef değiştirmeyecektir.

Lafı eden izleyicidir. Eşlik etmez. Yara ve zararı deneyimlemene engel olmaz. Çünkü öz iyidir ya da kötüdür. Sadece sendir. Bu nedenle yargılamaz. Deneyiminde tercihler kişiye aittir. Lafı eden o tercihleri saygı ile kabul eder. Kendi yoluna gider. Çünkü o lafı edebilen senin özünü görebilendir..

Arınıp – korunup – gelebilen; Yoldaştır. Candaştır. Candosttur. Aşktır. Aşıktır.

Varlığının en kıymetlisini bulan bir başka parçanın da kıymetini bulur ve bilir. Varlığını bilmeyen bir başkasını ne edebilir ki? Susuz kalmayan biri bir bardak temiz su için savaşanı anlar mı? İşaret parmağını kaybeden nişancı artık ayağındaki serçe parmağından kulağının ucuna, karaciğerinden kör bağırsağına dek kıymet verir kıyafetine.

O yüzden bu lafı eden izleyici kaybetmeye en baştan razıdır arın denileni.. Yeterki izlediği kendi içinde kaybolmasın. Zordur izleyici olmak..
Karışmadan durabilmek, affedebilmek, unutup yola devam etmek ve ettirebilmek...

ARIN: Kirli giysilerinden ve yüklerinden, heybelerinden ve sorumluluklarından, olumsuz düşüncelerinden, enerjini çalanlardan arın.. Su ile, bırakmak ile, susmaya başlamak ile... Bırak dışını sen, içini O temizlesin..

KORUN: Temiz kal, kıyafetlerine özen göster, yediğine, uykuna, ailene, dostlarına aşkına özenli ve dikkatli ol. Geldiğin dengeyi koru. Kendini koru.

GEL: Yola çık.. Sonunu görenin olmadığı tekamül yolunda sana açılan kapılara ve yola gel... Sabırla, sevgiyle, dostlukla, muhabbetle, aşkla gel. 
Duygu Sayılgangil

FATMANUR KAYRAL İLE MEDİKAL YOGA



Fatmanur hanım, Medikal yoga hakkında şunları söylüyor:

MEDİKAL YOGA TERAPİ OMURGA EKLEM VE KAS SAĞLIĞIMIZ İÇİN: Medikal yoga terapi, omurga sağlığı ile ilgilidir. Burada yazılan bilgiler pek çok bilimsel veri içermektedir. VE çok uzun bir çalışmalar sonucunda elde edilen ve kaynaklardan toplanan bilgi birikimleridir. Basit tanımıyla bel bölgesindeki ağrı ve hareket kısıtlıklarının tümüne bel ağrısı denir.20 inci yüzyılda en çok iş kaybı olan hastalıkların başında gelir. Her 100 kişiden 80 i hayatının bir döneminde en az bir kez bel ağrısı geçirebilir. Bu sebeple bel ağrısına bir dönem de olsa yakalanmamış birine rastlamak oldukça zordur. Bel fıtığı ve bel rahatsızlıkları, yaşadığımız çağda tüm dünya’da hatırı sayılır sayıda iş kaybına sebep olmaktadır. Bunun sebebi ister stres olsun, ister egzersiz eksikliği kişiler bu problemle ömür tüketmektedirler. Basit bel ağrıları bel omurlarına tutunan kas ve bağların aşırı zorlanması ile oluşur. Genellikle de omurganın sonunda kasların kemiğe yapıştığı yerde hissedilir.Genellikle omurga ve bel rahatsızlıkları lumbago, fıtık,sakroiliak eklem problemleri,sakroiliak disfonksiyon,priformis sendromu,siyatik,faset eklem sendromu gibi isimler almaktadır. Bu rahatsızlıklardan herhangi biri, ağır bir şey kaldırma veya taşıma ile olabileceği gibi, uzun süre ayakta durmak, oturma ve ani öne eğilme ile bile oluşabilir. Ani bir düşme ya da zorlayıcı ani bir hareket de bu duruma yol açabilir. Hatta bazen bir öksürme ve hapşırma bile bel ağrısına yol açabilir. Doğuştan olan ya da sonradan yıpranma ile gelişen eklem problemleri veya bazı romatizmal hastalıkların bel ve omurga eklemlerini tutması işle de bel ağrısı gelişebilir ancak bunlar daha seyrek görülen nedenlerdir. İskeletimizin merkez eksenini oluşturan omurgamız ya da belkemiğimiz kafatasının tabanından leğen kemiğine kadar sırt bölgesinde uzanır. Bir biri üzerine konmuş ve arasında omurlar arsı disk bulunan bu yapı hem bütün bedeni taşır hem de eğilme ve dönme gibi aktivitelerimizden sorumludur. Omurgamız boyunca uzanan önemli bir kanal vardır ki buna da omurilik kanalı denir ve içinde beynimizin bir uzantısı olan omuriliğimiz blunur. Omurilik bu kanal boyunca 1.inci omurdan başlayarak 21. inci omura kadar uzanır. Her bir omurun birleştiği noktada da iki yöne açılan birer delik bulunur ve buradan spinal sinirler çıkar. Bu sinirler kendi bölgelerindeki kasları, organları ve cildi inibe ederler. Bu sinirler organlardan gelen uyarıyı beyne, beyinden gelen emirleri de ilgili alana ulaştırırlar. Omurga 24 ayrı omur içerir. Omurlar sert, kemiksi kabuk içinde yer alan omuriliği korur. Omurlar doğrudan birbirine oturmaz. Aralarında sürtünmeyi engelleyen, içi jölemsi yastık görevi gören birer disk vardır. Omurgamızda 7 si boyunda,12 si göğüste,5 i belde, diğerleri de sağrı kemiğinde ve kuyruk sokumunda oluşan bu 24 omur bizim yaşam merkezimizdir. Omurgayı saran 140 kas katmanı vardır. Bu kaslar omurgaya sağlamlık ve esneklik kazandıran yapılardır. Omurgamız değişik vücut bölümlerinde değişik isimler alırlar. • Servikal omurlar boyun bölgesinde • Dorsal omurlar sırt bölgesinde • Lumbar omurlar ,bel bölgesinde • Sakral omurlar ,pelviste • Koksis,kuyruk sokumunda dır. Bütün omurgamız iki taraftan boylu boyunca uzanan ligamentler tarfından korunur ama bu koruma en çok lumbar bölgede yoğunlaşmıştır.Bunun nedeni travnaya en çok maruz kalan bölge olmasının yanı sıra oturur pozisyonda en çok aşınan yer olmasıdır.Yaşamımızın % 50 sine yakın kısmını oturarak geçirdiğimizi düşünürsek lumbar bölgenin hem çok esnek hemde çok kuvvetli olması gerekmektedir. OYSA: Omurga, sadece yoganın değil, tüm yaşamın da temel direğidir. Fiziksel bedende sinir sisteminin yuvası, yoga anatomisinde Üç ana hayat kanalının (nadi) geçtiği kutsal köprüdür. Yoga asanaları omurgadaki sıkışmaları serbest bırakmayı amaçlamaktadır. Devamı için http://aphroditeyoga.com/medikal-yoga-terapi

30 Ekim 2017 Pazartesi

Teşekkürler...



Sevgili BİRartıİKİ dostları,

Bu yıl ‘’Aşka Kucak Aç’’ sloganıyla düzenlediğimiz 5. BOLLUK BEREKET FESTİVALİ’ni, sizlerin de katkılarıyla tamamlamanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Bizlere ev sahipliği yapan Academico’da, 3 gün boyunca festival paylaşımlarının tadını çıkardık. Birbirinden renkli etkinlik ve paylaşımlara sahne olan festivalde, eğlenmenin, öğrenmenin, şifalanmanın, kendimizi aşka, sevgiye açmanın güzelliğini yaşadık.

Bu yılki farkındalık projemizde birlikte yol aldığımız İzmir Down Sendromu Derneği’ni, mümkün olduğunca tüm etkinlik ve çalışmalarımıza dahil etmeye çalıştık. Onların koşulsuz sevgi dünyalarının kapılarını çaldık. Birlikte şarkı söyledik, zumba yaptık, ritim tuttuk, dans ettik, nefes aldık nefes verdik, kahkaha atarak güldük. Birbirimize sevgiyle sarıldık.

Sektördeki 10. yılımız anısına, Ege Orman Vakfı aracılığıyla Tire Yeğenli mevkiinde  ‘’BİRartıİKİ Sevgi Korusu’’ oluşturmanın ilk adımlarını festivalle attık. 

Katılımcılarımızı, festival kapsamında, kişisel gelişim alanında faaliyet gösteren birçok kurum ve kişiyle biraraya getirmeye, tanışmalarına vesile olmaya, sektördeki gelişmeler ve yenilikleri tanıtmaya çalıştık. 

Festivalimizin açılışını yaptığımız Sena Alp’in ‘’Touch Of Goddess’’ sergisinde, Tanrıçaların dokunuşuyla hayat bulan dreamcatcher’ların peşine düştük. Her bir dreamcatcher’ın hissettirdiği duygudan yola çıkarak kendimize bir kez daha, farklı bir pencereden bakmayı denedik.

Müzikolog Zuleyha Abdullayeva’nın sihirli parmaklarıyla, çok güzel bir konserde, down sendromlu çocuklar ve aileleriyle biraraya geldik. Hep birlikte dengelendik. Şifaya doğru yol aldık. Down sendromlu gençlerin şarkılarına eşlik ettik. Hem ağladık hem güldük.

Festival kapanışını ise, bizi her zaman destekleyen ‘’Mantra Müziğinin Cennetten Gelen Sesi’’ Seda Bağcan ile yaptık.
Sanatçının yeni albümüyle tanışma fırsatı yakaladık. Dans ettik, şifalandık, kendimizi aşka, sevgiye açtık. Tüm evrene sevgi çağrısında bulunduk. Sevgi frekansını hücrelerimize tekrar, en derinden hatırlattık…

Festival alanında, çoluk çocuk, genç yaşlı demeden sevgiyle kucaklaşmanın, birbirimizi kalpten selamlamanın önemini bir kez daha kavradık.

Festivalimize stant açarak katılan, bilgilerini paylaşan, interaktif etkinliklerle alanı renklendiren, hepimizi neşelendiren, kitap sohbetleriyle bizlere aşkı anlatan, ‘’bir fidan bir şifa’’ sloganıyla şifa dağıtan, festivali 3 gün boyunca evinde ağırlayan, görüntüleyen, taşıyan, toparlayan, koşturan tüm dostlara, festivale gelerek paylaşımımızı arttıran, sevgimizi büyüten herkese gönülden teşekkür ederiz. 

Herkese şifa olsun, aşk olsun ve öyle de oldu.

Paylaşarak çoğalıyor, sevgiyle büyüyoruz.

16 Ekim 2017 Pazartesi

Ruhum Bana Fısıldadı



''Ruhum bana fısıldadı ve bana insanların hor gördüğünü sevmemi ve kötülediğiyle dost olmamı söyledi.

Ruhum bana Sevginin, sadece kişinin sevdiğinde değil, aynı zamanda sevildiğinde yüceldiğini gösterdi.

Ruhum bana fısıldamadan önce, Sevgi yüreğimde, iki çivi arasına gerilmiş ince bir ip gibiydi.
Ama şimdi sevgi, başlangıcı aynı zamanda sonu ve sonu da başlangıcı olan bir hale oldu. Sevgi, her varlığı sarar ve gelecekte olacakları kucaklamak için yavaşça genişler.

Ruhum bana fısıldadı ve bana, cildin, biçimin ve rengin gizli güzelliğini görmeyi öğretti. İnsanların çirkin diye nitelendirdikleri şeyi, ta ki o gerçek cazibesini ve güzelliğini ortaya koyana kadar düşünmemi söyledi.

Ruhum benimle konuşmadan önce, Güzelliği, iki sis kolonu arasında titreyen bir meşale gibi görürdüm. Şimdi o sis yok olduğundan beri, alevden başka bir şey görmüyorum. 

Ruhum bana fısıldadı ve dilin, gırtlağın ve dudakların çıkarmadığı sesleri dinlemeyi öğretti.
Ruhum bana fısıldamadan önce tek duyduğum gürültü ve feryattı. Ama şimdi sessizliği dinliyor ve onun çağların ilahilerini ve Görünmeyenin sırlarını açığa vuran gök kubbenin şarkılarını söyleyen korosunu duyuyorum….’’

 Halil Cibran

Kutsal Geometri Işığında ''Aşk Baharı'' Sergimiz Hazır

  Kutsal Geometri Işığında Meditatif   Bir ‘’Aşk Baharı’’ Sizleri Bekliyor! BİRartıİKİ Kişisel Yaratıcılık Atölyesi tarafından ...